Bir anneden gelen, çaresiz kalma ve daha fazla direnememekle ilgili mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Orhan Hocam merhaba,
2. Sınıfa giden oğlum var. Geçen gün veliler, aynı sınıftan birisi kız 4 çocuğu bir araya getirdik. Baktım diğerleri Brawl Stars ve Minecraft oynuyorlar. Benim oğlum da köşede kös kös oturuyor. Bir arkadaşının kardeşi var onunla oynuyor.”
“Diğer velilere dedim ki; ‘biz niye bir araya geldik?’, ‘madem tablette oyun oynayacakları evde de oynarlardı.’ Biraz zaman geçti oğlum ‘ben de oynuyacağım çok sıkıldım’, ‘hepsi oynuyor’, ‘ben hiç bilmiyorum’, ‘konuştukları şeyleri de anlamıyorum’ dedi.”
“Sonra arkadaşlardan biri, ‘benim oğlum PS oynamayı bilmiyordu’, ‘yazın bir yere gittik’, ‘PS bilmiyor diye ezik deyip dalga geçtiler.’, ‘Bende ondan sonra izin verdim.’, ‘Yoksa hiç bir arkadaşı olmayacaktı’ dedi.”
“Eve gittiğimizde oğluma ‘o arkadaşında geçen sene ile bu sene arasında bir fark var mı?’ diye sordum. ‘Evet anne bazen arkadaşlarına vuruyor’ diye yanıtladı. ‘Bak ne kadar güzel bir cocuktu’, ‘oyun oynamaya başlayınca böyle davranışları olmaya başlamış’, ‘biz o yüzden izin vermiyoruz’ diye izah ettim.”
“Yine de çok ısrar etti. Sürekli surat astı. Sonunda ben de her kitap okuma, anlatma ve özet çıkarma karşılığında 15 dk. oynaması için kendi telefonuma indirdim. Direnemedim.. Hiç tasvip etmediğim halde hem oynamaması gereken bir oyuna izin verdim hem de onunla pazarlık ettim.”
“En azından kitap okumaya heveslendi ve biliyor ki kitap okumadan oynayamayacak ve o 15 dk. asla 16 dk. olmayacak. Yanlış mı yaptım sizce? Vicdanen o kadar rahatsızım ki bu döngüye girdiğim için..”
“Herkes çok makul karşılıyor, ‘amaaan ne var’, ‘herkes oynuyor…’ Herkes yapıyor diye yapılan şeyin doğru olduğunu sanan bir güruhla karşı karşıyayız.Sorgulama yok. Hocam vallahi Allah’a emanet ediyorum çocuklarımı zira O’ndan başka kimse koruyamaz. Tam bir kurtlar sofrası…”
Size bir hikâye anlatacağım. Bir ormancı varmış. Ne zaman elinde baltasıyla ağaç kesmeye gitse, ormandaki ağaçlar korkar ve yaprakları titrermiş. Ama aynı ormancı elinde baltası olduğu halde bu kez sadece evine gitmek için ormandan geçtiğinde bu kez ağaçlar korkmaz, yaprakları titremezmiş.
“Amaaan hocam hikâye işte!”, “Öyle şey mi olur?” diye düşünebilirsiniz. Ben de bu hikâyeyi ilk okuduğumda öyle düşünmüştüm. Ta ki, orman ekolojisi profesörü Suzanne Simard’ın “Anne Ağaç” kitabını okuyana kadar.
Simard, ormandaki ağaçların kökleri ve mantar sporları yardımı ile yer altında bir sinir ağı kurduklarını ve bu ağ sayesinde birbirleriyle haberleştiklerini anlatıyor. Ormandaki bir ağaca hastalık gelse bundan diğer ağaçların da haberi oluyor. Ya da bir ağaç yandığında mesela, diğer ağaçların da gövdeleri titriyor.
Anlayacağınız ormandaki ağaçlar bir! Biri hasta olursa diğerleri de risk altında olduklarını biliyor. Bu anne de hasta olan ağacı görmüş, sıranın kendine geleceğini de anlamış. Ama elden bir şey gelmemiş. Ya yasaklayacaksın ve çocuğun psikolojisi bozulacak ya izin vereceksin yine psikolojisi bozulacak!
Çözüm mü? Telefonsuz çocuk yetiştiren aileler gruplar kuracak. WhatsApp ve diğer platformlarda örgütlenecekler. Çocuklarını sık sık bir araya getirecekler. Ve en önemlisi örgütlü olarak yetkililere baskı yapacaklar.
Unutmayın! Hepimiz aynı ormandaki ağaçlar gibiyiz. Birimiz yanarsak hepimiz yanacak!



