Zor

6 yaşımdaydım. Çocukluğuma dair çok şey hatırlama yeteneğim yok ama o yaz akşamları kalın perdeler kapanıyor ve sadece 25 mumluk bir ampul yakıyorduk. Babam “karartma yapılıyor, Kıbrıs’ta Yunanlılarla savaş başladı” demişti. Ardından yokluk yılları, tüp, yağ, benzin kuyrukları. Ağabeyimle tüp kuyruğunda beklerdik uzunca. Bak onu da hatırlıyorum. Küçük bedenle tüp taşımak zordu…

Sonra terör başladı. Oturduğumuz sokakta her gün neredeyse bir kardeşimiz ölüyordu. Ülkede kardeş kardeşi vuruyor günde 1000 kişi hayatını kaybediyordu. Bir gün dışarı çıktık sokağın sonuna kadar yürüdük. Kocaman (bana öyle gelmişti) bir tank sokağın sonunu kapamış, üzerindeki asker “geri dönün sokağa çıkma yasağı var” demişti. Döndük televizyonu açtık darbe olmuş. Ardından, İran – Irak savaşı, Körfez Savaşı, Asya krizi, petrol krizi, benim hatırladığım 4 ekonomik kriz. Babam esnaf. 3 erkek çocuk. Hepsi de üniversite okuyor: Düşünün evdeki sıkıntıyı. Esnaf olarak 3 çocuk okutmak zordu…

Okul bitti askere gittim. Gittiğim yer Tatvan. 1994 PKK terörünün ortasına 12 ay diye gittim 17 ayda döndüm. Askerlik uzadı, Kuzey Irak Harekatı dediler kaldık vatan için. Anlayacağın geleceğine ümitle bakacak yaşta bir gencin görmemesi gereken şeyler gördük arkadaşlarımla. Yani askerlik hiç kolay olmadı…

İş hayatına başladık, kendi bilişim şirketimizi kurduk. Kurar kurmaz 94 ekonomik krizi, ardından Asya krizi, ardından .com (dotcom) krizi, ardından milenyum sorunu, 2002, 2007, 2018 krizleri. Aradaki savaşları saymıyorum. İş hayatı da kolay olmadı…

Bak bir şey daha var, FETÖ darbesi… O gün doğum günümdü. Her sene ne kutladığımı düşün artık.

Evde oturmak zor…

Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?

Bazı şeyleri yapmak zorundasınız…. Dün 3 günlük seyahatten evime döndüm. İstanbul’daydım. Trenle giderim hep. İstanbul içinde de toplu taşıma kullanırım.

(17 Mart) Salı, aynı gün içinde Metro, Marmaray ve Metrobüs kullandım. Metrobüse binmek için Kadıköy’den Söğütlüçeşme’ye çarşı içinden yürüyerek geçtim. Çoğu dükkan kapalı, açık olan da vardı elbet. Ama açık denir mi bilmiyorum. Bir hobi dükkanı. Sadece kutu satıyor. Boy boy kutu. Sahibi dükkanın ışıklarının çoğunu kapatmış, içeride parkasıyla oturuyor. Yani elektrik ve ısınma parasından tasarruf etmeye çalışıyor. Müşteri mi? Yok! Ama ciro yapması lazım. Eve para götürmeli. Onun evden çalışmak ya da bir ay izin kullanmak gibi şansı yok! Göz yaşlarımı tutamadım. Esnaf olmak zor…

Neyse Söğütlüçeşme’ye vardım. Metrobüs turnikelerinin önünde bir çocuk “maske 5 lira” diye bağırıyor. Bindim metrobüse. Dışarıda hava soğuk 2~3 derece. Camların hepsi açık. Belli ki mikroptan korunma amaçlı açmış vatandaş. Çok kalabalık değildi. O saatte olmaz zaten. İçindekiler her zamanki gibi çalışmak, dışarıda olmak zorunda olanlar. Bir tek Cevizlibağ’da inen öğrenciler eksik…

Karşımda genç bir kız oturuyor. Yüzünde maske. Belli ki dışarıya çıkmak zorunda kalmış. Benim kızım da 4~5 yıl sonra onun yaşında olacak. Onun şartları iyi olsun diye kendi şartlarımı zorluyorum. Zor…

Evde oturmak… O gün tek istediğim bir an önce dönüp evimde oturmaktı. Evinde oturma şansı olmayanları görüp evde oturmaktan yakınanları anlamak da zor…

Korkmuyor muyum?

Korkuyorum elbette! Ne zaman trene binsem korkuyorum. Bir defasında bir gün önce garın önünde bomba patlamış onca kardeşimiz ölmüştü. Başka bir defasında benimkinden bir önceki sefer kaza yapmış altı kardeşimiz ölmüştü. Anlayacağın her biniş bir şenlik. Gitmemek olmaz, ekmek parası… Zor…

Neden sen de bir şeyler yazmıyorsun?

İnstagram hesabımda malum virüs ile ilgili paylaşım yapmıyorum. “Neden sen de bir şeyler yazmıyorsun?” diyenler var. Bu bölüm bazı dostlarımın alınmasına yol açabilir. Anlarım… Onlar da beni anlayıp affederler umarım. Herkesin bir yoğurt yiyişi var. Benimkini anlatayım:

1999 depremi 45 saniye sürüp biten bir afet olamadı maalesef. Tam 1 yıl sürdü. Felaketin büyüklüğünün farkındayım. Elbet konuşulup haber yapılacaktı. Ancak bizde her şeyin suyu çıkar. Bilinçsizce konuşulan her şey, uzman olmayanların söyledikleri, uzman olanların söyledikleri, hurafeler, “kırmızı karıncalar kaldırıma işemiş, akşama deprem olacakmış” söylentileri. Neler neler… (Konuşanlardan) biri de gidip, enkaz altındaki kardeşinin elinden tutmadı. Sonuç ne oldu? Deprem 30 bin kişiyi öldürdü, vıdı vıdısı bir kuşağı psikolojik olarak sakat bıraktı.

İnstagram’da takip ettiğim bir çok yabancı Influencer var. Bu insanlar Corona Virüs hakkında ya hiç bir şey yazmadı ya da tek bir paylaşım yapıp geçti. Hepsi kendi konusunda normal paylaşıma devam ediyor. Ya biz ne yapıyoruz. Günde 2 paylaşım 15 hikaye 8 sütun Corona Virüs. Bu durum ya korkuyu yayar panik yaratır, ya da artık ciddiye almama durumuna getirir. Allah’tan bir salgın hastalık uzmanı dijital yaşamla ya da çocuk büyütmekle ilgili yazmıyor.

Umarım kendi konumda yazmaya devam edip, virüs hakkında bir şeyler yazmamamı anlayışla karşılarsınız.

Artık ailen o!

Ela’nın doğduğu gün babam bana “artık ailen o!” demişti. Bakışlarımdaki soru işaretini görmüş olacak ki hemen ekledi: “Bir uçurumun kenarında Ela ve ben asılı kalsam, beni değil kızını kurtarırsın!” dedi. Çok doğru. Şimdi anlıyorum. Artık tüm gayretim Ela’nın böyle (bu kadar) zor bir hayat yaşamaması yönünde. Zorluk yaşasın elbet ama normal olanından. Bunu yapmak için sadece onun şartlarını değil yaşadığım ülkenin de şartlarını düzeltmekte ufacık da olsa katkım olmasına uğraşıyorum. Biliyorum ki bu yolda ben, sen, o uğraşırsa hep birlikte her zorluğun üstesinden geliriz.

Zor olmasa güzel olmazdı…