Sosyal medya bizi kullanıyor mu?

Hemen hepimizin sosyal medya hesapları var. Kimimiz dedikodulara bakmak, kimimiz torun torbanın resimlerini paylaşmak ya da görmek, kimimiz gündemi takip etmek, kimimiz ilgimiz olan konuda bilgi sahibi olmak, kimimiz popüler olmak, kimimiz öz çekimlerini paylaşmak, ben ve benim gibi bazılarımız de sosyal medyada yer/söz sahibi olmak istiyor.

İki gün önce ortaya çıkan ve şu anda viral olan – bir çocuğun kısa zamanda 250 kitap okuduğu, filozoflara taş çıkartacak entelektüel donanıma sahip olduğu empoze edilen- videosu bugünkü başlığımı oluşturan sorgulamayı yapmama neden oldu.

Fikir paylaşmak mı yoksa bilgi paylaşmak mı daha cesurca?

İnternet babaları ile bir araya geldiğimiz bir toplantıda “Ben bilgi paylaşmayı tercih ediyorum. Çünkü fikir paylaşmak iddialı bir şey.” demiştim. Arkadaşlarımdan biri da bana “bilgi paylaşırım demek daha iddialı değil mi Orhan?” şeklinde cevap verdi. Hayır değil! Üstelik 34 yılını bilişim dünyasında geçirmiş biri olarak, bilişim konusundaki bilgilerimi rahatlıkla paylaşabilirim ve hiç de iddialı olmaz. Çünkü bu bilgilerimin arkasında 34 yıl var.

Fakat çok cesurca yaptığım bir iş de var: Teknolojinin çocuklar üstünde olan etkilerini araştırmak, elde ettiğim bilgileri mevcut bilgilerimle birleştirerek, teknolojiyi çocukların gelişimini olumlu yönde etkileyecek şekilde kullanmayı öğrenmek ve öğretmek!. Bunu yaparken işi sadece çok iyi bildiğim teknoloji yönünden ele almanın yetmeyeceği açık olduğundan, bir yandan da çocuk gelişimi ve çocuk psikolojisi hakkında bilgi edinmeye başladım. Sosyal medyada çok değerli uzmanları takip ediyorum, kitaplarını alıp okuyorum, yabancı uzmanların görüşlerini inceliyorum. Basit bir paylaşım yaparken bile en az 3 makale okuyorum sevgili dostlar. Yani bilmediğim konuda fikir beyan etmekten kaçınıyorum. Kaynağını doğrulayamadığım bilgilerin beni kullanmasına izin vermemeye özen gösteriyorum.

Sosyal medya gerçekten bizi maniple etmek için kullanılabilir bi?

Kendisini İnternet ekipler amiri olarak tanıtan teknoloji duayeni M. Serdar Kuzuloğlu, katıldığım bir konuşmasında şu sözleri sarf etmişti:

Siz sanıyor musunuz ki – yarın giyeceğiniz ayakkabıya kendiniz karar veriyorsunuz? Acaba bu akşam hangi restorana gideceğine karar verirken bunun kendi özgür iraden olduğuna inanıyor musun? Çocuğunu hangi okula yazdıracağına eşinle beraber mi karar verdiğini sanıyorsun yoksa?

M. Serdar Kuzuloğlu

Evet sosyal medya bizi hep kullanıyor. Facebook’un kurucusu ve şimdi İnstagram’ın da sahibi olan Mark Zuckerberg bir sunumunda: “Yaptığınız bir beğeni ile sizin bir arkadaşınızı tanırız, 2 beğenide sizi arkadaşınızdan iyi tanırız, 4 beğenide sizi anneniz babanız kadar tanırız, 10 beğenide sizi herkesten çok tanırız.” demişti.

Sosyal medyada dolaşırken, beğenme düğmesine basmasanız bile kaydırırken yaptığınız bir anlık duraklama dahi veri tabanına kaydediliyor. İşte o yüzden çocuğunun gideceği okula sen karar veremiyorsun, almak istediğin ayakkabı senin özgür iraden olmuyor. Sen bilmiyorsun ama o mağaza senin 5 gün sonra o ayakkabıyı gelip alacağını biliyor. O yüzden daha Şubat ayında senden bir sene sonraki eğitimin parasını alma cesaretini gösterebiliyorlar. Kimseyi yermiyorum, buna ben de dahilim.

Peki son olayda biz mi sosyal medyayı kullandık, yoksa sosyal medya mı bizi?

Bu soruyu cevaplamak için önce sosyal medya nedir? ya da kimdir? sorularına bakmalıyız. Sosyal medya biziz. İçerik üreten, içerik tüketen, öz çekim paylaşan, beğenen, kıskanan, karşılaştıran, ünlü olmak isteyen, hiç takip etmeden, beğen tuşuna basmadan, iz bırakmadığını sanarak dolaşan biziz. Bizim ürettiğimiz dev bilgi… Ve hepimiz onu kullanıyor, onun tarafından kullanılıyoruz. Bu karşılıklı, gönüllü bir ilişki.

“Filozof çocuk” olayında gelince: geleneksel ve dijital medya buz gibi kullanıldı.

  • İçerik üretenler hemen üstüne atladı.
  • İçerik tüketenler o yaşta bir çocuğun 5 ayda 250 kitap okuyabileceğine inandı.
  • İçerik üretenler “aman çocuğa zarar vermeyelim!” diyerek bir yandan boy boy resimlerini paylaştı.
  • İçerik tüketenler, kendi çocuklarını filozof çocukla karşılaştırdı.
  • O yaşta çocuğun oyun oynaması, salak salak sorular sorması gerektiğini unuttuk.
  • Çocuklarımızın “günde kaç soru çözüyor?” eziyetine, “ayda kaç kitap okuyor?” eziyetini de kattık.
  • Eğitim kurumları, eğitimle değil kurumun reklamıyla daha ilgili ticari kuruluşlar olduklarını bir kez daha kanıtladı.
  • Sosyal medya fenomenleri beğeni sayılarını, etkileşimlerini artırdı.

Ama! Günün sonunda ne oldu biliyor musunuz? Sosyal medya denen o organizma hem seni, hem o çocuğu hem de içerik üreticilerini kullandı. Çocuğun anne babası da sosyal medyayı…

Bugün fikrimi paylaştım. Çünkü bana göre tam zamanıydı. Üstünde uzun zamandır araştırma yaptığım, etkilerini enine boyuna incelediğim bir dünya – dijital dünya – biz insanların yaşamıyla iç içe girmiş durumda. Bundan kaçamayız. Onu doğru kullanmayı öğreneceğiz. Nasıl savaşların yanlış olduğunu öğrendiysek, hastalıklarla başa çıkmayı nasıl başardıysak, yıkılan medeniyetlerin üzerine yenilerini nasıl inşa ettiysek bunu da başaracağız…