Ayşe… İlk Kopya, Son İnsan…

O sabah Ayşe kendiliğinden kalkmış, okul kıyafetini kendisi giymiş ve çantasını da kendisi hazır etmişti. Ayşe’nin annesi Zeynep, uzun zamandan beri ilk defa kavga gürültü olmadan kızını servise bindirmiş, kendi de işe gitmek üzere arabasına binmişti. Zeynep iş yolunda, her sabah yaşadığı trafikte dur kalk yaparken “ne kadar çabuk büyüyorsun güzel kızım!” diye içinden geçirdi. Kocası Umut da Ayşe’ye çok düşkündü. Umut’un çok zamansız ölen annesinin adını vermişlerdi Ayşe’ye. Umut sık sık “Ayşe’ye bir şey olursa ben ne yaparım!” sözünü kullanır Zeynep hep “aklından böyle şeyler geçirmek zorunda mısın?” cevabını verirdi. İşte böyle düşünceler içinde işe başladı Zeynep.

Ayşe’nin babası Umut gelecek teknolojileri üzerinde ün salmış çok iyi bir üniversitede öğretim görevlisiydi. 1 ay kadar önce üniversitede temiz ve yenilenebilir enerji üzerinde çığır açan araştırmalar yapan aynı zamanda yakın arkadaşı olan dünyaca ünlü bilim kadını Dr. Canan feci bir tren kazasında yaşamını yitirmişti. Artık atmosferi çok baskı altında olan dünyamızın Dr. Canan’ın yapmak üzere olduğu buluşa o kadar ihtiyacı vardı ki Türk hükumeti, Japonlardan yardım istemiş, Dr. Canan’ın bir replikasını (kopya) yaptırmaya karar vermişti. Gerçekten Dr. Canan’ın bu buluşu gezegenimizin sürekliliği için o kadar önemliydi ki: O zamana kadar gerçek insan varlığının kopyalanmasını kesinlikle yasaklayan uluslararası robot etik kurulu, bu kuralını Dr. Canan için gözardı etmiş, bir “istisna” yapmıştı.

Dr. Canan’nın kopyasını yapacak olan Japon profesör Amano, yine bu alanda dahi olan asistanı Takaishi ile birlikte üniversiteye gelmişler, Dr. Canan’ın zihin kopyasını çıkartmaya başlamışlardı. Umut, Dr. Canan’ı çok iyi tanıdığı ve çalışmalarını yakından bildiği için kopyalama ekibine dahil edilmişti. Dr. Canan’ın geminoidi (gerçeğe yakın kopya robotu) çoktan hazırdı. Sorun Dr. Canan’ın ölmüş bedeninden beyninin zamanında alınamamasıydı. Bu zihin kopyalama işlemini çok aksatıyordu.

Prof. Amano’nun asistanı Dr. Takaishi ilginç bir karakterdi. İnsan kopyalama konusunda Amano’ya göre çok daha radikal fikirleri vardı ve açıkçası uluslararası robot etik kurulunun kurallarını pek takmıyordu. Bu nedenle akademideki pozisyonu sık sık tehlikeye girmiş, Prof. Amano’nun onun dehasına olan güveni ve korumasıyla işinin başındaydı. Ancak kimsenin bilmediği bir gerçek vardı: Takaishi, üniversitedeki kopyalama laboratuvarının daha gelişmiş bir benzerini garajına kurmuş, karanlık webi kullanarak kendine bir çevre bile edinmişti. Garajındaki laboratuvarda bir kaç başarılı kopya bile gerçekleştirmişti. Ancak bu kopyaların hiç birini yaşama geçirmedi.

Dr. Canan’ın tüm varlığıyla kopyalanması aşamasında da Takaishi radikal çıkışlarıyla tepki topluyordu. Süreç geciktikçe işlemin başarılı olma ihtimali zayıflıyor, Takaishi biraz daha gecikilirse kopyalanan zihnin buluşu tamamlayamayacağını düşünüyordu. Umut, Takaishi’nin radikal fikirlerine yakındı. Kısa zamanda arkadaş olmuşlar hatta Takaishi ona gizli garaj laboratuvarından bile bahsetmişti.

Umut’la Zeynep korkunç haberi aldıklarında işler bu durumdaydı. Önce Zeynep’in telefonu çalmış, Ayşe’nin servisinin korkunç bir kaza geçirdiği ve 14 çocuktan hiç birinin kurtulamadığı haber verilmişti. Zeynep daha yaşadığı şoku atlatamadan, olay haberlere çıkmış, Umut’un üniversitedeki akademisyen arkadaşları onu güçlükle ayakta tutabiliyorlardı. Erken yaşta annesini, bir ay önce en sevdiği çalışma arkadaşını kaybeden Umut, şimdi de “onsuz yaşayamayacağını” söylediği kızını kaybetmişti.

Bu büyük bir acıydı. Umut öylesine bir şoka girmişti ki, sanki etrafında olup biten hiçbir şey gerçek değildi. Takaishi, “haydi gel biraz bahçeye çıkalım” dediğinde -12 derecelik havaya rağmen üstünde sadece süveteri olduğu halde çıkmıştı. Soğuğu hissetmiyor, şaşkın gözlerle ona bakan arkadaşlarını fark etmiyor sanki büyük bir akvaryumun içinde yürüyormuş gibiydi. O sırada Takaishi “- Ben yaparım” dedi.

– Neyi yaparsın?
– Ayşe’nin kopyasını…
– Nasıl?
– Eğer bedenine 12 saat içinde ulaşabilir ve onunla 8 saat yanlız kalabilirsek zihnini hiç kayıp olmadan kopyalayabilirim.
– Sonra ne olacak peki?
– Sonra Japonya’ya gideceğiz. Benim garajda sana Ayşe’yi geri verebilirim.
– Ya kurallar?
– S..mişim kuralları… Kural, kural, kural. Sadece bilimin önüne engel.

Umut içinde bulunduğu durumda sağlıklı bir karar verecek yetiye sahip değildi. Takaishi aklını hemen çelmişti. Laboratuvardaki taşınabilir cihazları alarak hemen morga gittiler. Morg görevlisine yüklü bir para vererek “kızımla beni yalnız bırak” dediler. Ve 8 saat boyunca Ayşe’nin zihni, Takaishi’nin bilgisayarına aktı. Umut cansız kızına bakıyor ve sürekli ağlıyordu. Sabah öptüğü, o sıcacık kanlı canlı yanak şimdi buz gibiydi…

Zeynep sürekli Umut’u arıyor, kendisine bir şey yapmasından korkuyordu. Ama Umut’la Takaisji çoktan Japonya yolunu tutmuşlardı. Zeynep ne yaptıysa Umut’a ulaşamadı ve küçük kızının bedenine babası olmadan veda etmek zorunda kaldı. Artık o da hissizleşmişti. Kızına bu kadar düşkün olan Umut’un kendine zarar verdiğinden emindi.

Aradan 8 ay geçtikten sonra Zeynep’in telefonu çaldı. Arayan Umut’tu.

– Zeynep, hiç birey söylemeni istemiyorum. Beni sorgulamanı da istemiyorum. Uçak biletin mail adresine gelmiş olacak yarın seni hava alanında karşılarım.
– Umut ne diyorsun, 8 ay beni aramadın, nerede olduğunu bile bilmiyordum. Öldün sandım. Benim için nasıl zor olduğunu anlamıyorsun herhalde!
– Zeynep, biliyorum, özür dilerim! Ama gelince neden böyle davrandığımı anlayacaksın.
– Zeynep mailini açtı. Uçak bileti Vietnam’ın başkenti Hanoi’yeydi. Sadece gidiş…

Aslında gitmek istemiyordu. Hiç akla yatkın olmamasına rağmen, evlilik hayatları boyunca Umut hiç tutarsız davranmamıştı. Onu hiç bir zaman hayal kırıklığına uğratmamıştı. Bu nedenle hazırlıklarını yaptı ve uçağa bindi. Hanoi’de Umut onu hava alanından aldı.

– Hiç bir şey söylemeyeceksin. Sadece sus…

Hanoi’nin 120km kadar dışında medeniyetten uzak doğa harikası bir köye vardılar. Köylülerinkiyle aynı, mütevazı bir evin önünde durdular. Zeynep hala olan bitene bir anlam veremiyor, şaşkın şaşkın Umut’u takip etmekten başka bir şey yapamıyordu. Onu evin bir sürprizin beklediğini bilemezdi. Eve girdiğinde 8 ay önce kaybettiği kızı Ayşe karşısında kanlı canlı duruyordu. Ayşe annesini görür görmez gözlerinde öyle bir sevinç belirmişti, ona öyle bir sarılmıştı ki, eğer o mekanik sarılma gücünü hissetmeseydi Zeynep kızının ölmediğine inanacaktı.

– Bu ne umut?
– Kızımız!
– Hayır bu benim kızım değil! (Ayşe’nin yüzü asıldı. Tıpkı gerçek Ayşe’nin annesine kızdığı zamanlarda yaptığı gibiydi…)
– Neler söylüyorsun, onu korkutuyorsun. O Ayşe. Her şeyiyle bizim kızımızın aynısı. Bütün anıları, sevgisi, mimikleri ve sensiz geçen 8 aylık özlem bile ona ait!

Zeynep şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmıştı. O sırada Umut’la ortaklık kurmuş olan Takaishi içeriye girdi. Umut, Zeynep’in ilk şaşkınlığı kolay atabilmesi için ortağından yardım istemişti. Takaishi Zeynep’e Ayşe’nin ilk insan kopyası olduğunu ve biyolojik bedeni hariç hiç bir farkın olmadığını anlattı. Hatta Umut’la kurdukları ortaklık sayesinde benzer durumdakilere yardım edebileceklerini söyledi.

– Peki Türkiye’ye ne zaman döneceğiz?
– Hiç bir zaman. Ayşe’yi göremezler!
– Nerede yaşayacağız peki, bu evde mi?
– İnsanlar geminoid fikrine alışana kadar evet, burada yaşayacağız.
– Peki o, yani Ayşe yaşlanmayacak mı? (Buna Takaishi yanıt vermek istedi, ancak Zeynep Takaishi’yi kabaca bir tavırla evden kovdu)
– Hayır yaşlanmayacak!
– Hiç düşünmedin mi Umut, biz yaşlanırken Ayşe’nin hep 14 yaşını göreceğiz. Tamam anıları ve yeni öğrendikleri bizimle beraber gelişecek ama ya dış görünüşü? (Bu konuşmaları evin dışında sürdürmeye karar verdiler.)
– Düşündüm, Takaishi ile birlikte bize 3 yılda bir beden güncellemesi yapacağız!
– Şimdi s.çacağım Takaishi’ne. Sen bu sahte bedenle yaşamaya hazır mısın?
– Evet!
– Benim hazır olduğuma sen mi karar verdin?
– Hayır, o anda hiç bir şey düşünemiyordum!
– Belli…

Evet, geminoidlerle ilgili ilk tartışmalar ilk insan kopyası Ayşe ve çevresindeki küçük toplulukta başlamıştı. Uluslararası robot etik kurulunda yapılan hararetli tartışmalar gerçeğe uyarlanmıştı bile. Zeynep zamanla geminoid Ayşe’ye ısınmış bir şekilde çektiği yası da unutmuştu. Hatta Hanoi’ye 120 km uzakta olan bu köydeki minimalist yaşam onlara iyi bile gelmişti.

Ayşe’nin kardeşi Onur 4 yaşındayken Umut’a çok garip bir mail geldi. Umut’un dijital olarak görüşmeye devam ettiği üniversiteden bir iş arkadaşı Ayşe’yi gördüğünü iddia ediyordu.

– Buraya gelmelisin.
– Neden?
– Sana Ayşe’yi gördüğümü söylüyorum.
– Ama bu imkansız. Onu gömdük… (bunu söylerken kopyayı iyi sakladıklarından emindi)
– Vallahi en iyisi gel gözlerinle gör.

Türkiye’de herkes Ayşe’nin anne babasını inzivaya çekildiğini düşünüyordu. Umut bir hafta sonra İstanbul’a gitti. Arkadaşında bir gece kalmayı planlıyordu.

– Bu geceyi dışarıda geçireceğiz.
– Neden?
– Sana Ayşe’yi göstereceğimi söylemiştim.
– Peki. (dedi ama hiç inanmıyordu. Çünkü Takaishi ile kendisi, şimdi de Zeynep’ten başka sırrı bilen yoktu)

Bir gece kulübüne gittiler.

– Burada mı?
– Evet! (Umut öldüğünde 14 yaşında olan Ayşe’nin gece kulübü nedir onu bile bilmediğini düşündü)

Bir masaya oturdular. Sigara dumanı ve içki kokusu içinde beklerken kapıdan bir çift girdi. Umut gözlerine inanamıyordu! Bu Ayşe’ydi. Hem de 19 yaşındaki Ayşe… Yanında Ayşe ölmeden 1 ay kadar önce kurtuldukları, psikolojik sorunları olan ve Ayşe’yi takıntı haline getirmiş Mert duruyordu.

Umut, bir anda bütün içtiklerini masaya kustu. Ayşe babasını tanımış ama hiç şaşırmamıştı. Sanki babası bunu zaten biliyormuş gibi umarsızca merhaba deyip geçip gitti. Umut koşarak dışarıya çıktı ve ilk aklına geleni yapıp Takaishi’yi aradı.

– Ne yaptığını sanıyorsun adi herif.
– Ne diyorsun Umut?
– Bir de bilmemezlikten mi geliyorsun!
– Neyi, Umut?
– Ayşe diyorum, onun bir kopyasını yapmışsın, bir fırlamanın oyuncağı olmuş!
– Bu imkansız, Ayşe benim için bir deney. Sadece senin için yaptım ve sonuçlarını görmeden bir başka kopya yapmayacağımı sen de çok iyi biliyorsun. Hem biliyorsun ki, bir kopya yok olmadan 2.sini yapmamaya yemin etmiştik.

Umut’un aklı karışmıştı. Doğrudan Japonya’ya Takaishi’nin yanına gitti. Arkasında insanlar tarafından öldürülen ilk geminoidi de bırakmıştı. Evet! Kendi kızının illegal bir kopyasını öldürmüştü… Buna cinayet denirse elbette.

Takaishi karanlık Web’de çalışmalarını yayımlıyordu. Karanlık Web’e takılan bir hacker, Ayşe’ye ait bütün zihin ve Ayşe’nin bedeninin dijital modelini Takaishi’nin bilgisayarlarından çalmıştı. Elbette Ayşe’yi takıntı haline getiren Mert’e astronomik bedelle bir kopyasını yapmak için.

Umut Japonya’ya gittiği geceyi Takaishi ile geçirmiş ve olan biteni birlikte değerlendirmeye başlamışlardı. Artık bir robot yasası olmalıydı. Umut’la Takaishi’nin bilmediği bir şey varsa o da işin işten geçtiğiydi. Zenginler kendi geminoid kopyalarını yaptırmaya başlamıştı bile. Artık imkanı olan zenginler kendi kopyalarını yapıp asıl bedenlerini öldürüyorlardı. Böylece dijital ölümsüzlüğe kavuşuyorlardı. Hatta zenginler için biyolojik insan bebeği alıp büyütmek diye bir kavram çıkmıştı. Uluslararası teröristler kopyalarını yaptırıp, asla yakalanmıyor, film yapımcıları ölmüş artistlerin kopyalarını filmlerde oynatıyordu. Kısacası geminodilerin saysı artarken insanların sayısı azalıyordu.

İlk kopya Ayşe, son insanın habercisiydi…